2 Ocak 2013 Çarşamba

Gönülçelen / Çavdar Tarlasında Çocuklar * J. D. Salinger



          Bu kitabı okuma isteği duymamın nedenleri;

     - John Lennon'un katili'nin "incil ve yol gösterici" olarak kabul ettiği kitapmış.

     - Teoman,  "Gönülçelen" şarkısını yazarken bu kitaptan esinlenmiş ve kendisi bu kitabı çok severmiş.

     - Jerome David Salinger'in tek romanı olma niteliğini taşımaktaymış.

     - Kitap ahlak dışı ve açık saçık bulunduğundan Amerika'nın bazı eyaletlerinde yasaklı bir kitap olmakla birlikte, Amerika'da lise düzeyinde en çok okutulan kitap olma özelliğini de taşımaktaymış.

     - Kennedy'nin katilinin üzerinden çıkan kitapmış.

     - "Komplo teorisi" filminde Mel Gibson'ın saplantılı olarak sürekli satın aldığı ama hiç okumadığı kitapmış.



          Kitaptan alıntılara gelirsek;
     - "Hayat tabii ki bir oyundur, evladım. Hayat, kurallara göre oynanması gereken bir oyundur." Oyunmuş, kıçımın kenarı. Oyun, öyle mi? Tüm asların bulunduğu takımdaysan, oyun o zaman, tamam; kabul ederim. Ya öteki takımdaysan, as oyuncu filan yoksa, oyunla ilgisi kalır mı bunun? Hiç yani. Yok oyun moyun.

 
     - Bir kitabı okuyup bitirdiğiniz zaman, bunu yazan keşke çok yakın bir arkadaşım olsaydı da, canım her istediğinde onu telefonla arayıp konuşabilseydim diyorsanız, o kitap bence gerçekten iyidir. Ama öylesi pek bulunmuyor.

                                   

     - "Hey, bakar mısınız?" dedim. "Güney Central Park'ın hemen yanındaki o gölde bulunan ördekleri biliyor musunuz? O küçük gölde hani. Acaba, göl donduğunda, o ördekler nereye gidiyorlar, biliyor musunuz? Haberiniz var mı acaba?" Ama anladım ki, ancak milyonda bir olasılıkla haberi olabilirdi. Döndü, bana manyakmışım gibi bir baktı. "Sen n'apıyorsun ahbap, ha? Benimle kafa mı buluyorsun?" "Hayır; yalnızca merak ettim, hepsi bu kadar." Başka bir şey söylemedi, ben de artık konuşmadım.


     - Yerimize oturduğumuzda ona yarı yarıya aşıktım artık. Kızlarla olan sorun da bu işte. Hoş bir şey yaptıklarında, pek yüzlerine bakılmayacak gibi olanlar da, hatta salak bile olsalar, onlara böyle yarı yarıya aşık oluyorsunuz ve hangi cehennemde olduğunuzu bile unutuyorsunuz. Kızlar! Aman Tanrım! Aklınızı başınızdan alıyorlar. Gerçekten alıyorlar.


                                   


     - Denizci herifle ben birbirimize, tanıştığımıza memnun olduğumuzu söyledik. Ki, böyle, tanıştığıma hiç memnun olmadığım kimselere durmadan "Tanıştığımıza memnun oldum," demek beni öldürüyor. Ama, hayatta kalmak istiyorsanız, ille de bu zırvaları söylemek zorundasınız.

                                      


     - Benim derdim de bu işte; bir şeyim kaybolunca hiç umursamıyorum; küçükken annem buna çok kızardı. Bazı herifler kaybettikleri bir şeyin peşinde günlerce koştururlar. Kaybedince üzüleceğim bir şeyim olmadı hiç.


                                       


     - Sorun şu; bir kızla -yani orospularla filan değil- bu iş tam olacak gibiyken, başlıyor durmadan size dur demeye. Benim derdim de bu işte; duruyorum. Çoğu herif durmuyor. Benim elimden gelmiyor. Durmanızı gerçekten mi istiyorlar veya yalnızca korkuyorlar mı ya da işin sonunda kusurun onların üstünde değil de sizin üstünüzde kalması için mi dur diyorlar, hiç bilemiyorsunuz. Ben yine de, hep duruyorum. Sorun, onlara acımam. Yani, bu kızların çoğu aptallaşıyor. Bir süre oynaştıktan sonra, bir bakıyorsunuz, akılları başlarından gitmiş. Bir kız kendisini oynaşmaya bir kaptırdı mı, beyin meyin aramayın onda. Ne bileyim? Dur diyorlar, ben de duruyorum. Onları evlerine bıraktıktan sonra, keşke durmasaydım diyorum, ama yine de durmadan edemiyorum.

                                       


     - Kitabın bir yerinde, "Kadın bedeni bir keman gibidir," diyordu; hakkını vererek çalmak için acayip iyi bir müzisyen olmak gerekirmiş.


     - Eskiden onu pek akıllı sanırdım, o aptallığımla tabii. Öyle sanmamın nedeni, tiyatro, edebiyat ve bütün bu zırvalıklar üzerinde çok şey bilmesiydi. Birisi bu konularda pek çok şey biliyorsa, onun aptal olup olmadığını anlayabilmeniz epey zaman alıyor. Sally'nin ne olduğunu anlamam için yıllar geçmesi gerekti. Sanırım, onunla bu kadar oynaşmasaydık, çok daha önce anlayabilirdim. En büyük sorunum da bu benim; kiminle biraz oynaşsam, onu bayağı akıllı biri sanıyorum. Hiç de öyle değil tabii, ama ben yine de öyle sanıyorum.


     - Yakalarsa birini biri, çavdarlar arasında.

                                     

     - İşin beni mahveden yanı; yanımda oturan kadın, lanet filmin başından sonuna kadar ağladı durdu. Film sahtekarlaştıkça o daha da fazla ağladı. Kadının felaket iyi kalpli biri olduğu için böyle ağladığını filan düşünebilirsiniz, ama ben onun yanında oturuyordum, değildi. Yanında küçük bir çocuk vardı ve felaket sıkılmıştı. Çocuk helaya gitmek istiyordu, ama o götürmedi çocuğu. Ona, ses çıkarmamasını, uslu durmasını söyledi durdu. O kadın ancak lanet bir kurt kadar iyi kalpli olabilirdi. Sinemalarda böyle sahtekarca zımbırtılara deli gibi gözyaşı dökenlerin yüzde doksanı aslında kötü kalpli, aşağılık insanlar. Şaka demiyorum.

                                         

     - "Rastlarsa birine biri, çavdarlar arasında." Robert Burns

     - comin thro' the rye o,

       jenny's a' weet, poor body,
       jenny's seldom dry:
       she draigl't a' her petticoatie,
       comin thro' the rye!

       comin thro' the rye, poor body,
       comin thro' the rye,
       she draigl't a' her petticoatie,
       comin thro' the rye!

       gin a body meet a body
       comin thro' the rye,
       gin a body kiss a body,
       need a body cry?

       gin a body meet a body
       comin thro' the glen,
       gin a body kiss a body,
       need the warl' ken?

       gin a body meet a body
       comin thro' the grain;
       gin a body kiss a body,
       the thing's a body's ain.

     -İngiliz dilinde versiyonu var:

      well, jenny's a sweet young body, jenny's seldom dry,
      draggled her petticoatie, comin' through the rye.
      ıf a body meet a body comin' through the rye,
      ıf a body kiss a body, need a body cry?
      all the lassies have their laddies, nane they say, have ı;
      but all the laddies smile at me, comin' through the rye.
      well, jenny's a sweet young body, jenny's seldom dry,
      draggled her petticoatie, comin' through the rye.
      ıf a body meet a body, comin' from the town,
      ıf a body kiss a body, need a body frown?




     - Olgunlaşmamış insanın özelliği, bir dava uğruna soylu bir biçimde ölmek istemesidir, olgun insanın özelliği ise bir dava uğruna gösterişsiz bir biçimde yaşamak istemesidir.

                                   

     - Sileceğim diye bir milyon yıl uğraşsanız, bu dünyadaki tüm " Seni --- " yazılarının yarısıyla bile başa çıkamazsınız. Olanak yok buna.

                                     

     - Asla güzel ve huzurlu bir yer bulamıyordunuz, çünkü böyle bir yer yoktu. Var sanıyordunuz, ama siz oraya varır varmaz, sizin bakmadığınız bir sırada biri gizlice gelip, burnunuzun dibinde, " Seni --- " diye yazıveriyordu. Sanırım, öldüğüm zaman bile, beni bir mezara tıktıklarında başıma diktikleri taşın üstündeki "Holden Caulfield" ile doğduğum ve öldüğüm tarihlerin hemen altında, " Seni --- " yazılmış olacaktır. Biliyorum bunu, gerçekten.


     - Sakın kimseye bir şey anlatmayın. Herkesi özlemeye başlıyorsunuz sonra.



6 yorum :

  1. Hikaye açısından çok sevdiğim söylenemez, ama samimi dili bu kitabı sevmeme yetti diyebilirim:) Yaptığınız alıntılarla da bu anlaşılabiliyor:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. evet bazen sıkıcı olduğu anları da oldu itiraf etmek gerekir ama etkileyici yerleri çoğunlukta :)

      Sil
    2. sıkıcı bölümler iolsa da güzeldi,Bay antoninin durumunu çözemedim neden saçlarına dokunuyordu gece

      Sil
  2. 'sakın kimseye bir şey anlatmayın. herkesi özlemeye başlıyorsunuz sonra.' ve 'eskiden onu pek akıllı sanırdım, o aptallığımla tabii. çyle sanmamın nedeni, tiyatro, edebiyat ve bütün bu zırvalıklar üzerinde çok şey bilmesiydi. birisi bu konularda pek çok şey biliyorsa, onun aptal olup olmadığını anlayabilmeniz epey zaman alıyor.' kısımlarını ben yazmış olmayı çok dilerdim.

    popüler kültür ve belirli bir kültüre hitap eden bir insanın salak olamayacağını düşünürdüm. aslında hala daha öyle düşünüyorum ama bu nitelikler insanı biraz şeytan ya da kötü düşünceli yapabiliyor. ya da umursamaz bilemedim.

    kitabı başka birisinin çıkarttığı cümlelerden yargılamayı sevmem. o sadece o'nun yazmak isteyeceği cümlelerdir. bu yüzden güzel şeyler yazmışsın diyorum. kitabı merak ettim de arşa uzanan sıramın bir yerlerine iliştirmem ne kadar yararlı olur bilemedim.

    takipteyim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. bu kitap hakkında söyleyeceğim sözü yine bu kitap içerisinden alıntı yaparak söyleyeyim; "Bir kitabı okuyup bitirdiğiniz zaman, bunu yazan keşke çok yakın bir arkadaşım olsaydı da, canım her istediğinde onu telefonla arayıp konuşabilseydim diyorsanız, o kitap bence gerçekten iyidir." Salinger de benim arkadaşım olmasını istediğim yazarlardan biri.

      Kitabı okumak lazım herkes kendine göre bir şeyler çıkarabiliyor, siz yine de o sıraya ekleyin belki günü gelir, benim de çok var öyle bir listem ama ilerliyor her şey gibi.

      Sil
  3. Ya, benim blogda en çok okunan yazı bu kitaptan alıntılar yaptığım yazı. Ve yazıya "tarladaki orospular" diye google araması yaparak gelen var. "Yahu nasıl oluyor bu" diye arattım şimdi; ilk sırada bu sayfa, sonra da benim bloğumdaki ilgili sayfa çıktı. :(

    Çocuğun söylediği "rastlarsa birine biri.." şarkısını ya ciddiyetsiz bir şekilde bakıp bulamamıştım, ya da hiç aramamıştım. Sözlerini burada görmem iyi oldu. Teşekkürler.

    YanıtlaSil