25 Mart 2019 Pazartesi

Lifecell’den Akıllı Kamera: SUPERCAM

SUPERCAM ile Sevdiklerinize Gözünüz Gibi Bakın

Teknolojilerle deyimler çok bağlantılı aslında. Mesela “gözün gibi bak”. Ne güzel bir deyim değil mi? Bir şeyin ne kadar değerli olduğunu göstermek için söylenir. Eski zamanlarda önemsediği şeylerden ayrılmak zorunda kalan insanlara güven vermek için.





Zaman ilerlese de ihtiyaçlar değişmiyor. Deyimler ve ihtiyaçlar da teknoloji ile birlikte yeni anlamlar kazanıyor.
Gözün gibi bak deyimi için de başka bir çözüm var artık. Yeni bir teknoloji: Supercam

Supercam evini, işini, evcil hayvanını, bebeğini… insanın önemsediği ne varsa gözü gibi bakabilmesi için yapılmış bir hizmet. Lifecell’in sunduğu güvenlik hizmeti Supercam ile kamera sistemlerinizden evinizi mobil uygulama sayesinde izleyebiliyor, geriye dönük kayıtlarınıza ulaşabiliyorsunuz. Çift taraflı konuşma özelliği ile cihaz üzerinden iletişim kurabiliyor, davetsiz misafirler için alarm alanı oluşturabiliyorsun. Tüm bu özellikleri ile gerçekten sevdiklerine gözün gibi bakabiliyorsun.





Üstelik bu teknolojiyi Lifecell’liler ve Turkcell’liler avantajlı şekilde kullanıyor. Supercam ile birlikte uygulama içinde kullanabilecekleri 5 GB internet de beraberinde geliyor.

Supercam’in paket özelliklerini gözden geçirin, avantajlı fırsatları kullanın, siz de sevdiklerinize gözünüz gibi bakın.

Akıllı Paket: 7/24 izlemenin yanında hareket alarmı, video ve görüntü kaydetme/paylaşma özelliklerinin kullanılabildiği paket.





Bulut Paketi (7 veya 30 gün): 7/24 izlemenin yanında hareket alarmı, video ve görüntü kaydetme/paylaşma ve 7 gün veya 30 gün geriye sarma özelliklerinin kullanılabildiği paket.

Not: Supercam, ücretsiz kurulum, 7/24 destek hizmeti, gece gündüz 1080p (HD) çözünürlüğünde izleme imkanı, alarm alanında hareket olması durumunda telefonuna anında bildirim gönderme ve video klip oluşturup paylaşma özellikleri ile birlikte kullanılabilmektedir.
Bir boomads advertorial içeriğidir.

9 Mart 2019 Cumartesi

Othello * William Shakespeare

                                                


     - Yaşamak azap haline geldikten sonra yaşamda ısrar etmek ahmaklıktır. Ölüm bizi iyi edecekse ilacımız sayılır.


     - İstediğimiz gibi olmak pekala elimizdedir. Bedenimiz bizim bahçemizdir, aklımız da bahçıvan! Öyle ki, iste ısırgan yetiştirelim, ister salata dikelim, ister çörekotu üretelim, ister nane toplayalım, ister bir sürü bitki ile dolduralım, ister oraya bakmayalım hiçbir şey yetişmesin yahut bakalım verimli olsun, bu işte dilediğini yapmak bize kalmış.


     - Güzel olduğu halde kibirlenmeyen, dilini tutamadığı halde gevezelik etmeyen, parası olduğu halde gösterişe özenmeyen "Elimde yaparım!" diyebildiği halde arzusuna mağlup olmayan, kızdırıldığı zaman intikam almak elinde olduğu halde uğradığı haksızlığı unutan ve kızgınlığını yenen, düşünmesini bildiği halde ne düşündüğünü belli etmeyen, peşinden sevgililerinin geldiğini gördüğü halde geriye bakmayan bir kadın... Eğer böyle bir kadın varsa...
     Neye layıktır?
     Ahmak emzirip meyhane tezgahtarlığı etmeye!


     - Eğer her fırtınadan sonra böyle bir sükun gelecekse varsın rüzgarlar ölümü uyandırıncaya kadar essinler! Varsın güçlükle yol alan gemi Oliympos kadar yüksek dalgaların tepesine tırmanıp sonra tekrar cehennemi cennetten ayıran uçurum derinliğince insin!


     - Sabrı olmayanlar ne kadar fakirdirler. Hangi yara birden iyi olurmuş: Biliyorsun ki biz aklımızla iş görüyoruz, sihirbazlıkla değil. Akıl da, hiç aceleye gelmeyen zamana bağlıdır.


13 Mayıs 2018 Pazar

Tekeşlilik - Sadakat ve İhanet Üzerine Aforizmalar * Adam Phillips


     Merhaba!

     Bu aralar sık sık felsefe - psikanaliz türünde kitaplar okuyorum. Bu bağlamda Adam Phillips severek okuduğum psikanalistlerden biri.

     Tekeşlilik isimli kitabında sadakat ve ihanet üzerine aforizmaları var, bu aforizmalardan bazıları;


     Beraber yaşlanmak mı, beraber gençleşmek mi? Daima direnilecek, karşı konulacak bir şey vardır.


     Var olmayan bir şey uğruna mı yarıştığımızdan, yoksa bizden başka kimsenin yarışmadığı bir yarışı mı kazandığımızdan asla emin olamayız. Evlilikte kimin keleğe geldiğinden tam olarak emin olamama nedenimiz budur. Bizi başarı kadar yenik düşüren başka bir şey yoktur. Başarı her zaman yenilgiden daha kafa karıştırıcı, esas olarak daha ironiktir.


     Kendine ihanet, hissi bir melodramdır; kendi doğru yargılarımızın Tanrı katına çıkarılması, utanca hayranlık. Her zaman kendime sadığım, sorun da bu zaten. Başka kime sadık olabilirim ki? Kendi kendimi hayal kırıklığına uğrattığımı söylediğimde, övünüyorumdur. Çünkü ben kendisine sadık olmaktan kaçınamayacağım tek kişiyim. Başka bir deyişle, kendimle cinsel ilişkim, tekeşlilik üzerine bir inceleme.


     Hiç kimse hak ettiği ilişkiyi elde edemez. Bu kimi için sonu gelmez bir içerleme kaynağıdır, kimi içinse sonu gelmez bir arzu kaynağı. Kimileri içinse en önemli şey, sonu olmayan bir şey bulmuş olmaktır.


     İlişkilerin nasıl olup da yürümediği hakkında yazılanlar, nasıl olup da yürüdüğü hakkında yazılanlardan daha fazladır. Uzun süre mutlu bir hayat yaşayan çiftleri tarif etmek için banallik dışında bir dilimiz yok neredeyse. Onların bir sırrı olsun isteriz, ya da bize verecek bir şeyleri olsun. Ya da bizim onlara verecek bir şeyimiz olsun; kuşkularımız dışında.
     Gizli kalmış hiçbir şeyin olmaması ihtimalinden daha dehşet verici bir şey yoktur. Mutlu bir evlilikten daha büyük bir skandal olamaz.


     Eğer masturbasyon, işi tam istediğiniz gibi yapmaksa, başkalarıyla sevişmek, işi istediğinizin farkında olmadığınız şekilde yapmaktır. Başka insanlar başka bir şeydir.


     Tekeşliliğe olan bağlılığımız, iyi hikayelere duyduğumuz iştaha dayanır. Bir de iştahlı olmaya ne kadar iştah duyduğumuza. Tek gerçek tekeşli ilişki, kendi kendimizle olandır.


     İnsanlarda aşık olduğumuz özellikler, sonunda bizi öfkeden kudurtan özelliklerle aynıdır çoğunlukla. Ya aşkımızın şiddetine dayanamayız, ya da o özellikleri gerçekten sevmemişizdir zaten - onlar yalnızca ruhsal bir simyanın başka bir şeyi mümkün kılması için gerekenlerdir. Gözlerimizi kamaştıran, bizi bir arada tutan o başka şeydir aslında.
     İlişkilerin sürmesini sağlayan da budur işte: yaşam boyu sürecek bir romansın anahtarı olan hayal kırıklığı.


     Yabancılık heyecan vericidir ama bizi düzenimizi bozmakla tehdit eder; rutin rahatlık vericidir ama bizi uyutmakla tehdit eder.


     Eğer beklenebilir olan bizi aptallaştırıyor, beklenmedik olan ise dehşete kaptırıyorsa, ne yapmalıyız? Eğer daime risk ve teslimiyet, güven ve felaket arasında sıkışıp kalıyorsak, bir sonraki adımımızın ne olacağına nasıl karar vereceğiz? Belki de, insan tabiatı - ya da daha beteri, insanlık durumu hakkında büyük fikirlere doğru kaçmadan önce, bir şeye istediğiniz için sahip olmakla, sahip olduğunuz için istemek arasındaki farkı hatırlamalıyız.


Son Mektup - Bir Aşk Hikayesi * Andre Gorz




     Merhaba!

     Uzun bir süredir burada yazı paylaşmıyordum, okumaya devam ediyor olsam da buraya yazmak bazen zor gelebiliyor. Bu paylaşımda Andre Gorz'un yazdığı Son Mektup - Bir Aşk Hikayesi isimli kitaptan bahsedeceğim. Mektup türünü kişilerin karşı tarafa gerçek duygularını yansıttığı için seviyorum. (ya da karşı tarafa görünmek istediği biçimde yazıyor olmalarını)

     Andre Gorz, Marksizmi varoluşçu yaklaşımla benimsemiş, çalışmalarında yabancılaşma ve özgürlük konularına değinmiştir. Bu yazdığı mektup ile eşi Dorine'e olan sevgisini dile getirmek istemiştir. Mektuba şu cümleler ile başlar;

     Yakında seksen iki yaşında olacaksın. Boyun altı santim kısaldı, olsa olsa kırk beş kilosun ve hala güzel, çekici, arzu uyandırıcısın. Elli sekiz yıldır birlikte yaşıyoruz ve ben seni her zamankinden çok seviyorum.

     
Andre Gorz, heyecanları, mutlulukları ve ellli sekiz yıl süren beraberliğin varoluş mücadelesini dile getirmektedir. Kendisi evliliği bir burjuva kurumu olarak değerlendirirken, aşkın da bir dinamiğinin olduğunu değişen koşullara göre yenilenip uyarlanabileceğini Dorine ile keşfetmiştir.

     Her mutlu ilişkide pürüzler olabileceği gibi onlar da Dorine'in hastalığı ile mücadele etmek zorunda kalırlar. Dorine'in uzun yıllar süregelen hastalığı, yaşadığı dinmeyen fiziksel ağrılar ve Andre ile olan karşılıklı aşkı onlara tek bir çözüm yolu sunar; hayatta olduğu gibi ölümde de ayrılmama arzusu ile birlikte ölmeyi tercih ederek, 24 Eylül 2007 tarihinde hayata veda etmek. (Bu mektubu 21 Mart- 6 Haziran tarihleri arasında yazdığını düşünür isek, bu mektuptan yaklaşık olarak bir yıl sonra intihar etmişlerdir.)

     Kitaptan alıntılara gelir isek;

     Hiçbir şey olmama isteği Her şey olma isteğiyle karışır.


     " İnsan sona gelmiş olduğunu kabul etmeli: başka hiçbir yerde değil burada olduğunu, başka bir şeyi değil bunu yaptığını, asla ya da daima değil şimdi yapmakta olduğunu (...) sadece bu yaşama sahip olduğunu kabul etmeli." Le Vieillissement


     " Hiçbir Şey, hiç, tamamen kendi içimde olma, nesnelleştirilebilir ve tanımlanabilir olmama" arzumun ortadan kalkmadığının farkındaydım. "Kendi hakkımdaki bu düşünce, (var olmayışa dair) temel seçimi ister istemez haklı çıkarıyor ve devam ettiriyordu, dolayısıyla (bu seçimi) değiştirmeyi umut edemezdi" diye yazacak kadar farkındaydım. Bunun sebebi yalnızca bu düşüncenin beni bağlamaması değil, benim ona gerçek anlamda bağlı olmamamdı aynı zamanda.


     Tatmini öz eleştirinin acımasızlığında buluyordum. Gördüğü şeye yabancı, görünmez katıksız bakıştım. Kendime dair anlamayı başardığım şeyi kendimin bilgisine dönüştürüyor ve bunu yaparken de Öteki olarak tanıdığım bu benle asla çakışmıyordum. Bu girişim durmadan şunu iddia ediyordu: "Bakın, olduğum kişiden nasıl da üstünüm."


     İlk defa tutkulu bir biçimde aşık olmak, karşılığında da sevilmek, bu, açıkça fazla bayağı, fazla basit, fazla sıradandı: Evrensele dahil olmamı sağlayacak nitelikte bir konu değildi. Engellenmiş, imkansız bir aşk ise, tersine soylu edebiyatın yaratıcısıdır. Ben başarının ve kabul görmenin güzelliğinde değil, başarısızlığın ve yıkılışın güzelliğinde rahat ediyorum.


     Kafka'nın Günce'sindeki bir saptama o zamanki anlayışımı özetleyebilir: "Sana duyduğum aşk kendinden hoşnut değil." Seni sevdiğim için kendimden hoşnut değildim.


     Bu mega-makinenin kölelerine dönüşmekteyiz. Üretim artık bizim hizmetimizde değil, bizler üretimin hizmetindeyiz. Üstelik, her türden hizmetin eş zamanlı profesyonelleşmesi nedeniyle, kendi sorumluluğumuzu üstlenemez, ihtiyaçlarımızı kendi kendimize belirleyemez ve tatmin edemez hale geliyoruz: Her konuda, "atıl meslekler"e bağımlı oluyoruz.


     Mektubun bitiş cümlesi;

     Seksen iki yaşına yeni girdin. Hala güzel, çekici, arzu uyandırıcısın. Elli sekiz yıldır birlikte yaşıyoruz ve ben seni her zamankinden çok seviyorum. Son zamanlarda sana bir kez daha aşık oldum ve sadece benimkine değen bedeninin sıcaklığıyla dolan kahredici bir boşluk taşıyorum göğsümün tam ortasında yeniden. Geceleri bazen, boş bir yolda ve ıssız bir manzarada bir cenaze arabasının ardından yürüyen bir adamın karaltısını görüyorum. O adam benim. Cenaze arabasının taşıdığı ise sen. Senin yakılma törenine katılmak istemiyorum; elime, içinde küllerin bulunduğu bir kavanoz vermelerini istemiyorum. "Die Welt ist leer, Ich will nicht leben mehr"i söyleyen Kathleen Ferrier'in sesini duyuyor ve uyanıyorum. Nefesine kulak veriyor, hafifçe seni okşuyorum. İkimizin de dileği, diğerinin ölümünden sonra yaşamak zorunda kalmamaktı. Birbirimize sık sık söylediğimiz gibi, olmaz ya, eğer ikinci bir hayatımız olsaydı o hayatı da birlikte geçirmek isterdik.


     Kitapta adı geçen yazarlar; Virginia Woolf, George Eliot, Tolstoy, Platon, Sartre (Varlık ve Hiçlik), Beckett, Sarraute, Butor, Calvino, Pavese ve tabii ki Franz Kafka.

     

20 Şubat 2018 Salı

Franny ve Zooey * J. D. Salinger



     Merhabalar;

     Franny ve Zooey, J. D. Salinger’in okuduğum ikinci kitabı oldu. Çavdar tarlasında çocuklar isimli, yazarın yazdığı tek roman olma özelliği taşıyan kitaptan sonra bir de öykü kitaplarını okumak istedim. Bu isteğimin sebebi  ise J.D. Salinger’in hayatını anlatan Çavdar Tarlasındaki Asi isimli filmi izlememle ortaya çıktı. Şunu belirteyim bu öykü kitabından Çavdar Tarlasında Çocuklar kitabı kadar zevk almadım. Kitapta altını çizdiğim bölümlere gelir isek;


     - Eğer bir şairsen, güzel bir şey yaparsın. Yani, sayfanın mayfanın başından kalktığında, arkanda güzel bir şey bırakmış olursun.


     - “Bize katılmak istemez misiniz?” Geçenlerde bir tanıdığım, gece yarısı, artık hemen hemen boşalmış bir kahvede tek başına otururken bana rastladığında böyle sordu. “Hayır, istemem,” dedim. (Kafka)


     - Kimseyle bir içki içmek için bile buluşmak istemiyor. Ha, dün gece dışarı çıkıp, bir televizyon senaryo yazarıyla şehirde, Village’da bir içki içmek için buluşması gerekiyormuş da. Her şeyi bu başlattı zaten. Diyor ki, bir yerde buluşup içki içmek istediği insanların hepsi ya ölüymüş ya da yerinde bulunamıyormuş.

8 Şubat 2018 Perşembe

Aforizmalar * Franz Kafka


     - Belli bir noktadan sonra geriye dönüş yoktur. İşte bu noktaya erişmek gerekir.


     - Düz bir yolda yürüyor olsan, tüm ilerleme isteğine rağmen hala gerisin geriye gitsen, o zaman bu ümitsiz bir durum olur; ama sen dik, senin de aşağıdan gördüğün gibi dik, bir yamacı tırmandığına göre, adımlarının geriye doğru kayması, zeminin özelliğinden ileri gelebilir, umutsuzluğa kapılmamalısın.


     - Hayvan, hışımla çekip alır kırbacı efendisinin elinden ve kendi kendisinin efendisi olmak için kendi kendisini kırbaçlar, bilmez ki bu, efendisinin kırbacına atılmış yeni düğümün yol açtığı bir hayalden başka bir şey değildir.


     - "Sein" sözcüğü Almancada iki anlama gelir: "Var olmak" ve "Onun olmak."


     - Cennet'te yaşamak üzere yaratılmıştık ve Cennet bize hizmet etmek için düzenlenmişti. Sonra yazgımız değiştirildi; Cennet'in yazgısında da bir değişiklik oldu mu, bu hiçbir yerde belirtilmiyor.


     - Son kez ruhbilim!


     - Yaşamının daha başlangıcında iki ödev: Giderek çevreni daraltmak ve kendini bu çevre dışında bir yerde gizleyip gizlemediğini sürekli denetlemek.


     - "Ama sonra sanki hiçbir şey olmamış gibi işine döndü." Belki de hiçbirinde geçmez ama, açık seçiklikten yoksun eski hikayeler yığınından kulağımıza tanıdık gelen bir saptamadır bu.


     - Evden çıkıp gitmen gereksiz. Masa başında otur ve bana kulak ver. Kulak vermesen de olur, tamamen sessiz ve yalnız ol. Dünya, maskesini düşüresin diye, kendini sana sunacaktır; başka bir şey gelmez elinden, cazibeye kapılmış, ayaklarının dibinde kıvranıp duracaktır.